Seninle Boğulacağım
Nüktedan biri bir bedeviyle yolculuk ediyordu. Yolda bedeviye sordu:
– Adın ne?
– Matar, yani yağmur.
– Künyen nedir?
– Ebul-gays, yani yağmurun babası.
– Babanın adı ne?
– Ebul-feyz yani akarsuyun babası.
– Annenin adı ne peki?
– Sihâb yani bulut.
– Onun künyesi ne?
– Ummul-bahr yani denizin anası.
– Allah aşkına bekle bi dakka, bir yerlerden kayık bulayım. Yoksa seninle giderken boğulacağım!
Bir doktor ve 3 deli varmış. Doktor arabanın altına atlayın size çikolata verecem demiş. 1. atlamış ölmüş. 2. deli atlamiş o da ölmüş. 3. deli beklemiş. Doktor herhalde bu akıllandı diyip yanına gitmiş “Sen niye atlamadın?” demiş. 3. deli “Ben tır bekliyorum büyük çikolata alacam.” demiş.
Kasabamızda kış bitimi gençler dışarıya çalışmaya giderler. Süleyman Eryılmaz’ın çocukları –iki oğlu- da çalışmaya gider. Sonbahar geldiğinde geri gelirler. Komşular: -Nasıl senin oğlanlar bir şeyler getirdi mi? İşleri iyi miymiş? Gibi göz aydın ederler. Süleyman Eryılmaz, yaz boyunca işlerin de kendine kalması oğullarının da tatmin edici bir şeyler getirmemesi üzerine: – Ne olacak gurbete giden bi mot, bi got getiriyor.
Günün birinde Hoca bir köye gitmiş. Akşam olmuş. Hoca’yı köy odasına almışlar. Hiç kimse de bir ikramda bulunmamış. Hoca iyice acıkmış. Karnı açlıktan zil çalmaktaymış.
Naziler üç kişi; İngiliz, Fransız ve Laz’ı esir almışlar ve sonuçta ölüm cezasına çarptırmışlar. Ve askerler soruyor:
Annesi Ayşe’ye sordu:
Doktor, muayenehaneye ilk kez gelen hastadan 50 bin, sonraki muayenelerde 30 bin lira aliyordu. Bunu öğrenen Kayserili, muayeneye ilk gidişinde: